Kendi memleketim olsa da, ilçe merkezine çok sık gitmemiş biri olarak biraz şaşkın, biraz da heyecanlı bir turist edasıyla yemek yiyebileceğim güzel bir yer arıyordum…

Sonunda güzel bir kebapçı buldum, ama yeterince param var mıydı? Sırtımı restorana verdim ve elimi cebime daldırıp yanımdaki paraları saymaya başladım. Tam 13 lira 50 kuruş… Tam bu para yeterli olur mu diye düşünürken yırtık cep astarımdan aşağı kaçan 2 lira ile daha da ümitlendim. Toplam 15 lira 50 kuruş param vardı ve bu para güzel bir yemek için yeterli olmalıydı… Ama geri dönmek istiyorsam yol parasını da unutmamalıydım.

Biraz tedirgin, biraz da heyecanlı olarak, karnımın da gurultuları eşliğinde restorana girdim. En fazla 8-9 masalık küçük bir yerdi. Ama yerler, duvardaki aynalar, masa örtüleri hatta her masaya koydukları küçük çiçeklerin yaprakları bile tertemizdi, tozdan eser bile yoktu. Gidip koridorun sonunda bulunan köşedeki masaya oturdum. Biraz çekindim sanırım, yüzümü koridora değil duvara döndüm ve gelecek garsonu beklemeye başladım.

Menü geldi… Param az olduğundan mıdır nedir unutmamışım, kuşbaşılı kaşarlı pidenin 12TL olduğunu hala hatırlıyorum. Şöyle düşünmüştüm, 12TL pide, 1TL ayran, bana 2TL 50 kuruş para kalır. Limandaki çay bahçesinden de hasret kaldığım ince belliden çayı içsem, 1TL falan tutar, etti 14TL. Dolmuş için param da kalır, harika!

Garsonu çağırdım ve bir porsiyon kuşbaşılı kaşarlı pide ve bir adet ayran siparişi verdim. Haftalardır midesine lezzetli bir şey girmemiş biri için ne büyük lüks! Menüdeki fotoğrafa bakınca bile ağzımın sulandığını hatırlıyorum!

Neyse garson siparişi aldı, teşekkür ettim ve beklemeye başladım. Sonra yaşlı bir teyze geldi ve sesinde sonsuz bir şefkatle “Hoş geldin evladım” dedi, “Siparişini verdin mi?”. “Verdim teyzecim teşekkürler” dedim faturanın umduğum gibi çıkmasını dileyen bir ses tonuyla. Ne yapayım, ya fiyat listesi eski kalmışsa, ya geri dönmek için saatlerce yürümem gerekirse… Kabus gibi! Düşünmek bile tüylerimi ürpertiyordu, ki bu durum da bu duyguya çok yabancı biri olarak oldukça tedirgin ediyordu beni. Gülen gözleriyle gözlerimin içine baktı ve “Tamam” gibi bir işaret yaparak mutfağa yöneldi…

Aradan beş dakika bile geçmeden garson kocaman bir tepsiyle geldi. 4 kişilik masadaki tüm boşlukları doldurmak istercesine tepsisindekileri masaya dip dibe dizmeye başladı. Hatırladığım kadarıyla, ayıptır söylemesi, közlenmiş patlıcan, haydari, koca bir kâse salata, yeşillik tabağı, küçük bir kasede zeytinyağına yatırılmış zeytinler ve bunun gibi 4-5 kase daha getirdi. Masanın yarısı doldu ve ben daha bir şey diyemeden bir yere yetişmeye çalışırcasına koşarak mutfağa geri döndü.

Tam arkamı döndüm sesleneceğim yeni bir tepsiyle geri döndü, bu sefer içli köfte, koca bir kase patates kızartması, ne olduğunu anlayamadığım yoğurtlu bir sos, yine bolca yeşillik, marulun içerisine sıra sıra dizilmiş 3-4 tane çiğ köfte ve ufak bir kasede de cevizli bir ezme vardı. Garsonla aramızda şöyle bir konuşma geçtiğini hatırlıyorum:
- Pardon, ben bunları sipariş etmemiştim, acaba masalar mı karıştı? Ben sadece bir porsiyon kuşbaşılı kaşarlı pide ve bir tane de ayran istemiştim
- Biliyorum efendim, ama bunlar müesseseden,


Masaya baktım, herhalde 2-3 kişi daha gelecek dedim. Bunca şeyi kim yiyecek? Bildiğim bilmediğim her şeyden az çok vardı sofrada. Gözünüzü kapatın ve bu yemeğin yanında ne isterdiniz bir düşünün. Tadımlıkta olsa mutlaka o sofrada vardı!

Zar zor yürüyen yaşlı teyze yine yanıma geldi, ardından da pidem geldi. Aman Allah’ım, o ne güzel bir tablodur öyle. Kocaman bir tabak ve özenle dizilmiş kocaman bir pide! Sanırım 1,5 porsiyon ya da daha fazlaydı. Şu an bu satırları yazarken bile gözlerim doluyor inanın. O kadar güzeldi ki! Aylardır hasretim buna, günlerdir haftalardır neler yedim neler. Çok şükür yiyecek sağlıklı şeyler buluyordum orada da, bunu bulamayan o kadar çok insan var ki, halime bin şükür tabi ki. Ama yine de insan o kokuyu, o lezzeti o kadar özlüyor ki anlatamam size…

Tabaktan gözlerimi ayıramıyordum ki yaşlı teyzeye bakabileyim. “Başka bir şey ister misin evladım?” dedi yine o sevecen, şefkatli ses tonuyla. Dondum kaldım, bir şey diyemedim. O duygu nasıl anlatılır! 4 kişilik bir masa düşünün. Her şey, ama her şey var. Ve birde o enfes yemek. Ona baktım, sonra yemeğe baktım. “Aaa tamam” dedi, “Oğlum litrelik bir ayranla soğuk bir su getir buraya”.

Ne diyeceğimi bilemedim, “Ben bir porsiyon ayran istemiştim” deyiverdim : ) “Ay pardon, ne diyeceğimi şaşırdım, ben bir porsiyon pideyle bir tane ayran istemiştim sadece. Ama bunlar…” dedikten sonra, “Merak etme” dedi gülümseyen gözleriyle bakarak, “Hadi afiyet olsun yavrum” dedi ve içeri girdi.

O gün içime nasıl bir canavar girdi bilmiyorum. Ama kısa süre içinde tüm tabaklarda ne varsa silip süpürmüşüm. Yemekle ilgili en son hatırladığım şey, cevizli ezme tabağının dibini ekmeğimle bastıra bastıra sıyırdığımdı. Abartmıyorum, yemekten sonra tabaklar sanki yıkanmış gibi tertemizdi. Sanırım sadece salata kasesindeki salatanın suyu dışında hiçbir şey kalmamıştı.

Ve işte o an. Karşımda duran yığınla tabak ve cebimdeki 15TL 50 kuruş. Titreyen ellerimle garsonu çağırdım. O hesap kağıdındaki rakamı görmekten ne kadar korktuğumu tarif edemem. Çok çıkarsa “Ben bütün bunları istememiştim!” diye bir çıkış yapsam? O zaman neden bunların hepsini yedin diye sormazlar mı adama? Offf Allah’ım yardım et bana ne olur! İlginçtir, o an aklımdan geçen tek şey “kolumdaki saat ne kadar eder?” olmuştu : )

Hesap geldi, 12TL yazıyordu. Pidenin 1 porsiyonu 12TL değil miydi? Orada en az 1,5 porsiyon vardı, üstelik onca meze, içli köfte, patates kızartması, litrelik ayran ve sayamadığım şey ne olmuştu? İnanamıyordum. Ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. “Bir yanlışlık yok değil mi?” diye sordum garsona. Gülümseyerek kasada oturan yaşlı teyzeye baktı. “Her şey yolunda” der gibi bir bakış attı gülen yüzlerle.

Hesabı ödedim ve teşekkür etmek için yanına gittim. Ağzımı açmadan, “Asker olduğunu anlamadım mı sanıyorsun evladım. Saçların sıfır numara kesilmiş, kolunda 10 liralık asker saati, kıyafetlerin asker valizinden yeni çıkmış belli; temiz ama hala buruşuk… Dükkana girmeden arkanı dönüp paranı sayman, ‘ince belliye’(çay bardağına) hasretle bakışın.. Ailenden uzak, asker ocağındasın belli. Sende benim evladım sayılırsın. Varsın bizden bir hatıra olsun bu sana.”.

O an hissettiklerimi tarif edemem. En çok üzüldüğüm şey o an dilimin tutulup teşekkür edemememdi. Gözlerim mutluluk gözyaşları ile dolmuştu, ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. O yaşlı teyzenin pamuk gibi ellerinden öptüm ve çok değişik duyguların eşliğinde çıkıverdim.

Şu bir gerçek ki, hayatın ne zaman karşımıza muhteşem bir ziyafet sunacağı belli olmuyor. Yine de bu ziyafetteki en unutulmaz lezzet, tadı damağınızda ömür boyu kalan en güzel yemek, o en içten yaptığınız iyilikler oluyor.